Varlığın Sessizliği

Heidegger ve İbn Arabî’nin Kesiştiği Nokta

Modern felsefenin varlık sorgulaması ile tasavvufun “birlik bilinci” öğretisi arasında, yüzyılları aşan bir yankı vardır. Heidegger, Batı düşüncesinde “Varlık”ın unutulduğunu söylerken, İbn Arabî, Varlık’ın yalnızca Allah olduğunu söyler.

Biri felsefi suskunluğa, diğeri mistik tefekküre davet eder. Her ikisinin kesiştiği yer, insanın “var olma bilinci”nin derinlikleridir.

“Varlık vardır, ama sessizdir.” – Martin Heidegger
“Varlık birdir; çokluk, onun suretidir.” – Muhyiddin İbn Arabî


Heidegger’in Sessiz Varlığı

Heidegger’e göre insan, var olanları görür, ama “Varlık”ın kendisini unutur. Bu unutma hâli, modern dünyanın temel trajedisidir. İnsan sürekli yapma, üretme ve tüketme hâlindedir, ama “olma”nın ne olduğunu bilmez.

Heidegger, “Dasein” (orada-varlık) kavramıyla insanın varlığı sorgulamasını ister. Bu sorgulama, sözle değil sessizlikle mümkündür. Çünkü Varlık, kelimelerin ötesindedir, ancak sessiz bir idrakle sezilebilir.

Benzer şekilde daha önce yayınladığımız “Varoluşun Anlamı” başlıklı yazımızda, insanın kendi varoluşunu nasıl idrak ettiğini felsefi bir zeminde ele almıştık.


İbn Arabî ve Varlığın Birliği

Tasavvufta Varlık, tek bir hakikattir, Vahdet-i Vücûd. İbn Arabî’ye göre Allah, hem Zahir (görünen) hem de Batın (görünmeyen)’dir. Evren, O’nun varlığının tecellisidir. Her şey O’ndan gelir ve yine O’na döner.

Bu anlayışta insan, Varlık’ın farkına vardığı ölçüde hakikati tanır. Ama bu tanıma bilgiyle değil, marifetle olur, kalbin derin sezgisiyle.

Bu konuda daha fazla ayrıntı için “Tevhid Bilinci” yazımıza göz atabilirsiniz. O yazıda da İbn Arabî’nin birlik öğretisini modern bilinç yorumlarıyla ilişkilendirmiştik.


Sessizlik: Ortak Dil

Heidegger’in sessizliği ile İbn Arabî’nin sükûtu aynı yere çıkar, kelimenin ötesinde bir idrak. Heidegger, Varlık’ın ancak “susulduğunda” konuştuğunu söyler. İbn Arabî ise “Hakikat, kalpte sessizce konuşur.” der.

Bu sessizlik, pasif bir durgunluk değil, aksine bilincin en yüksek hâlidir, “dinleyen varlık” olma hâli. İnsan, o sessizlikte hem evreni hem Tanrı’yı duyar.


Felsefe ve Tasavvufun Kesişimi

Heidegger’in varlık felsefesi, Tanrı kavramını sistematik olarak dışarıda bıraksa da, onun “varlığın gizemi”ne yaptığı vurgu, tasavvufun “sır” kavramıyla örtüşür.

İbn Arabî’nin “sır kapısı” kavramı, insanın iç dünyasında Tanrısal bilgeliğe açılan eşiktir. Heidegger’in “Varlığın gizliliği” de aynı eşiğe dokunur, yalnızca düşünen değil, aynı zamanda hisseden bir bilince ulaşmak gerekir.

Benzer şekilde “Sır Kapısına Ulaşmak” yazımızda, bu içsel derinliğin katmanlarını manevi bir perspektiften açıklamıştık.


Modern Dünyada Sessizlik Kaybı

Bugün insan, her şeyin anlamını biliyor ama varlığın anlamını bilmiyor. Teknoloji, bilgi ve üretim bolluğu içinde ruhsal sessizlik kayboldu. Oysa hem Heidegger hem İbn Arabî bize aynı çağrıyı yapar. Dur, sus ve hatırla.

Bu hatırlama, entelektüel değil, ruhsal bir yeniden doğuştur.


Sessizliğin Hakikati

Heidegger’in düşüncesi, insanı “var olma bilincine” geri çağırır. İbn Arabî’nin öğretileri ise insanı “bir olma bilincine” götürür. İkisi de sonunda aynı hakikate ulaşır. Varlık, Allah’ın sessiz yankısıdır.

Sessizlik, bilincin son basamağıdır. Ve orada, insan sadece duyar. “Ben O’yum.”


Kaynaklar:

  • Muhyiddin İbn Arabî, Fütûhât-ı Mekkiyye.
  • William Chittick, The Sufi Path of Knowledge.
  • Reiner Schürmann, Heidegger on Being and Acting.
  • Martin Heidegger, Being and Time (Varlık ve Zaman).
  • Henry Corbin, Creative Imagination in the Sufism of Ibn Arabi.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir