Zamanın İlahi Akışı

Her Şey Olması Gereken Anda Olur

Zamanın ilahi akışı nasıl olur? İnsan aklı zamanı doğrusal bir çizgi gibi algılar: dün, bugün, yarın.. Oysa hem tasavvuf hem de modern kuantum fiziği, bu algının bir yanılsama olabileceğini söyler.

Tasavvufta zaman, Hakikat’in akışı, yani ilahi iradenin görünür hale gelmesidir. Bu nedenle sufiler “Her şey vaktinde güzeldir” derler, çünkü her olay, tam da olması gereken anda gerçekleşir.

“Her şey vakti geldiğinde olur. Ne bir an önce, ne bir an sonra.” – İbn Arabî


İlahi Zaman ve İnsan Zamanı

İnsanın zamanı sınırlıdır, anı kaçırmaktan korkar. Fakat “ilahi zaman” dediğimiz boyutta geçmiş, şimdi ve gelecek birdir. İbn Arabî, Fütûhâtü’l-Mekkiyye’de bu gerçeği şöyle özetler: “Zaman, Allah’ın yaratışındaki sırdır. O’ndan bir an kopmaz.”

Bu bakış açısı, “Kader ve Kuantum Belirsizliği” başlıklı yazımızda da ele aldığımız kader–özgür irade ilişkisine de ışık tutar. Yani, hiçbir şey “rastlantı” değildir, sadece bizim anlayamadığımız bir düzen içinde işler.


Beklemek De İlahi Zamanın Parçasıdır

İnsan sabırsızdır, hemen sonuç görmek ister. Oysa ilahi düzende beklemek, gecikme değil, olgunlaşmadır. Tıpkı “Ruhsal Dönüşümde Sabır Enerjisi” başlıklı yazımızda anlattığımız gibi, bekleme anları aslında ruhun hazırlanma süreçleridir.

Bir dua hemen kabul edilmediğinde, bu bir reddediş değil, duanın kabulüne uygun hale gelme sürecidir. Çünkü evren, insana istediğini değil, hazır olduğu şeyi verir.


Zamanın Dairesel Doğası

Tasavvufi öğretilerde zaman dairesel bir yapıya sahiptir. Her şey, her an yeniden yaratılır (tecdîd-i halk). Yani evren bir film değil, her karede yeniden çizilen bir tablo gibidir.

Modern kuantum fiziği de benzer biçimde zamanın sabit olmadığını gösteriyor. Einstein’ın görelilik teorisine göre zaman, gözlemciye bağlı bir boyuttur. Bir başka deyişle: Zaman, evrensel bir saat değil, bilincin ritmidir.

Bu bakımdan “Zamanın Doğası” başlıklı yazımızla da paralellik gösterir. Orada olduğu gibi burada da zamanın, aslında bilincin bir fonksiyonu olduğu vurgulanır.


Şimdi’nin Gücü: İlahi Akışta Kalmak

Sufiler için “an” (dem), Allah’ın tecellisidir. Geçmiş geçmiştir, gelecek ise sadece ihtimaldir. Hakikat yalnızca şu anda mevcuttur. Bu yüzden dervişler “demde olmak” derler, yani geçmişe üzülmeden, geleceğe endişe etmeden, şu anın ilahi akışında kalmak.

Modern psikolojide bu yaklaşım “mindfulness” olarak bilinir. Ancak tasavvufi “dem bilinci”, yalnızca farkındalık değil, her anı ilahi bir imtihan ve lütuf olarak algılamaktır.


Zamanı Kontrol Etmek Değil, Onunla Akmak

Zamanı kontrol etmek imkânsızdır, ama onunla uyum içinde yaşamak mümkündür. Tevazu, sabır, teslimiyet ve tevekkül, insanı ilahi zamanla hizaya getiren dört ana prensiptir.

İbn Atâullah el-İskenderî şöyle der: “Eğer kaderi erken getirmek istersen, sabrın sırrını bozarsın.”

Bu söz, evrensel bir yasayı anlatır: Zamanın önüne geçmeye çalışan, akışın bilgeliğini kaçırır.

Bu nedenle sufi yolculukta “akışa teslimiyet”, pasif bir bekleyiş değil, zamanla bir olma halidir. Bu kavramı daha iyi anlamak isterseniz “Tasavvufta Tevazu ve Hiçlik” başlıklı yazımıza da göz atabilirsiniz, orada “teslimiyetin zamansızlığı” temasını detaylandırmıştık.


Her Şey Olması Gereken Anda Olur

Zamanın ilahi akışı, bizim planlarımızdan bağımsız işler. İnsan bazen “keşke” der, ama keşkeler aslında ilahi hikmetin gizlenmiş suretleridir. Evren, hiçbir şeyi erken ya da geç yapmaz, her şey tam vaktinde olur.

Bu farkındalık insana derin bir huzur verir: Artık acele etmeye, pişman olmaya ya da kontrol etmeye gerek yoktur. Çünkü ruh bilir ki: Olması gereken, olması gereken zamanda olur.


Kaynaklar:

  • İbn Arabî, Fütûhâtü’l-Mekkiyye.
  • İbn Atâullah el-İskenderî, Hikem-i Atâiyye.
  • Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî, Mesnevî-i Şerif.
  • Annemarie Schimmel, Mystical Dimensions of Islam.
  • Albert Einstein, Relativity: The Special and General Theory.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir